Türkiye’de Meme Kanseri Gerçeği Üzerine Sosyoloji Tezi

Türkiye’de Meme Kanseri Gerçeği Üzerine Sosyoloji Tezi

Yazar Hakkında

Çift dalda Lisans diploması sahibi değerli dostumuz EFİL EVRİM UÇAN, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü‘nden mezun olduktan sonra bir yandan iş hayatında başarılı bir kariyere devam etmiş bir yandan da İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Sosyoloji Bölümünü başarıyla bitirerek ikinci diplomasını almıştır. 

Kriter Yayımevi’nden 2018 yılında yayınlanan “Toplum ve Kültür” adlı eserde makalesi bulunan arkadaşımız, ayrıca bu yıl içerisinde kabul edilmiş olan Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı‘nda “MEME KANSERİ TANISI KONMUŞ KADIN HASTALARIN TANI SONRASI HASTALIK DENEYİMİ İLE DEĞİŞEN YAŞAMLARI” teziyle Yüksek Lisans derecesini kazanmıştır.

Bir çocuk annesi olan arkadaşımıza Güzel Bilgi ailesi olarak teşekkürlerimizi bir borç bilir, hayatta kendisine başarılar dileriz. 

 

Editörün Notu: Bu yazı Efil Evrim Uçan’ın meme kanseri üzerine hazırlamış olduğu Sosyoloji tezinin Sonuç kısmından alınarak hazırlanmıştır. Akademik dili okuyucularımız açısından daha kolay bir hale getirmek için bazı yerlere başlıklar ekledik ve çok akademik olan kısımları çıkarttık. Ancak bu kadar değerli ve ciddi bir emek ürünü olan eserin tam metnine ulaşmak isteyen okuyucularımız YÖK’ün ULUSAL TEZ MERKEZİ 🔗 linkinden pdf olarak indirerek okuyabilirler. 

KONUYA GİRİŞ 

Her geçen yıl kanser tanısı konan kişi sayısında artış olmaktadır. Bu nedenle, kanser gerçekliği ile bir gün hepimiz, kendimiz ya da yakınlarımız vasıtasıyla yüzleşmek durumunda kalabiliriz. Meme kanseri, özellikle kadınlar arasında kanser tanısı olarak en sık görülen kanser çeşididir. Fakat aynı zamanda tarama yöntemleri ile erken tanı şansı da yüksektir. Bu araştırmada, meme kanseri tanısı almış, tedavisi bitmiş ya da devam eden, kırk yaş üstü kadın hastalar ile görüşmeler yapılmış ve tanı sonrası kadınların yaşamlarına yansıyan değişimler, kadınların paylaşımları ve geliştirdikleri dayanışma pratikleri incelenmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda, tanı sonrası süreçte kadınların karşılaştıkları bireysel ve toplumsal düzeyde sorunlar üzerinden deneyimlenen bu hastalık süreci anlaşılmaya çalışılmıştır.

HASTALARIN BİLGİLENDİRİLMESİ

Kadınların ortak paydada buluştuğu konulardan biri; tanının konması ile birlikte hastaya, hastalığı ve sonraki adımlar ile ilgili tüm bilginin verilmesidir.  Araştırmaya katılan kadınların hepsi, bu konu hakkında tüm bilgilendirmeyi aldıklarını, cerrahi müdahale ya da tedavinin aşamalarının hepsinin kendilerine aktarıldığını belirtmişlerdir. Görüşmelere katılan kadınların bazılarının ailesinde kanser hikâyesinin olması, kendilerinin sağlık çalışanı olmaları ya da sağlık çalışanı bir yakınlarının olması, konuya daha hâkim olmalarını sağlamış olsa da hiçbir şekilde bir bağlantıya sahip olmayan kadınlar da tüm bilgiyi cerrahlarından ya da onkologlarından aldıklarını belirtmişlerdir. Yaşadıkları deneyimi göz önüne alındıklarında görüşmeciler, hastaya mutlaka konulan tanıyla ilgili her şeyin tüm gerçekliğiyle aktarılması gerektiğini düşünmektedirler. Fakat tersi yönde düşünen tanıdıklarının olduğunu belirten kadınlar da olmuştur. Burada öne çıkan ortak nokta kanser tanısı ile ilk defa karşılaşmanın, hastalığın duygusal anlamda zor olan evrelerinden birisi olmasıdır.

PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ

Kanser tanısının hastanın kendisinden dolayı ya da aile bireylerinin talebinden dolayı, hastanın kendinden veya etraftan saklanması olasılığı da mevcuttur. Ancak bu çalışmada kadınların meme kanseri tanısını, diğer bir deyişle meme kanserine yakalandıklarını paylaştıklarını gördük. Görüşmecilerin tümü, hastalık ile ilgili tanı sonrası tüm gerçekliği aile bireyleri, yakın akraba, arkadaş gibi sosyal çevresi ile paylaşma yönünde davranış sergilemişlerdir. Görüşmecilerden sadece iki kadın görüşmeci, ilk etapta çocuklarından bu hastalığı saklamışlar ve sebep olarak, birisi çocuğunun yaşının küçüklüğünü diğeri ise yaklaşan üniversite sınavı nedeniyle, sınavını olumsuz etkilememek adına hemen söyleyemediğini belirtmiştir. Ama daha sonra, uygun olan ilk fırsatta tanıyı kendileri ile paylaştıklarını belirtmişlerdir. Kadınların hastalığını paylaşma deneyimi sadece tanının sosyal çevre ile paylaşılması şeklinde değil, aynı zamanda kendilerine yabancı olan ve aynı tanıyı almış kadınlara gösterdikleri destek anlamında da gözlemlenmiştir. 

Diğer önemli bir konu ise meme kanseri tanısı ile profesyonel destek alınması yönündeki bağıntı ile ilgilidir. Görüşme yapılan kadınların çoğunluğu bu desteğe ihtiyaçları olmadığını belirtmişlerdir. Yapılan araştırmalar ise tanı sonrası tedavi ve uyum arasındaki pozitif ilişkinin sağlanması için alınan psikososyal desteğin önemine vurgu yaparlar. Görüşmeye katılan kadınlar ise bu süreci kendi başlarına, aile, yakın çevre ve doktorları ile kurdukları bağlar ile aşmaya çalışmışlardır. Ama görüşmeler esnasında ortaya çıkan diğer bir ortak bulgu, bazı kadınların tanı sonrası katıldıkları meme kanseri ile ilgili destek gruplarının yaşamları üzerinde yarattığı olumlu yansımadır.

Bu grup terapileri, sordukları “Neden ben?” sorusunun cevabını bulmaları konusunda kendilerine yardımcı olmuştur. Aslında yalnız olmadıklarını bilmek ve aynı tanı ile savaşan kadınlardan oluşan bir topluluk içinde bulunmak, hastalıkla mücadele sürecinde kendilerine destek olmuştur. Yaşadıkları bu travmatik deneyimden güçlenerek çıkmışlar ve olumsuz deneyimlenen bu süreçle tedavi sonrası hem kendi yaşamlarında hem de sosyal çevrelerinde olumlu, yaşamlarına anlam katan önceliklere yer vermişlerdir. Özellikle katıldıkları grup terapileri ve gönüllü çalışmalarda rol almaları kadınlar arasındaki dayanışma ağlarının güçlenmesine katkı sağlamıştır.

Tanı sonrası paylaşımlara bakıldığında, kadınların bu paylaşımı ilk olarak ya eşleri, çocukları ya da yakın arkadaşları ile paylaştıkları gözlemlenmiştir. Bu durum aynı zamanda kadınların eşleri ile olan ilişkileri açısından da bilgi vermektedir. Tanı sonrası evli olan kadınların eş ilişkilerine baktığımızda, bu süreç eşler arasındaki bağı güçlendirmiş ya da tersi olarak zayıflatmıştır. Evliliklerini bitirme kararı alan ya da bu süreçte evliliği sarsıntıya uğrayan görüşmeciler kadar, eşi ile arasındaki bağın daha çok kuvvetlendiğini ve aynı zamanda en büyük desteği eşinden aldığını belirten görüşmeciler de mevcuttur.

KANSER SONRASI HAYAT

Kadınların ortaklaştıkları duygulardan bir diğeri ise kanser sonrası yaşamlarındaki değişimler ile ilgilidir. Bu değişimler, yaşamlarına olumsuz etki eden negatif tutumların, bireylerin yavaş yavaş ya da radikal bir karar ile yaşamlarından çıkarılması şeklinde olduğu gibi, yaşama daha olumlu yaklaşıp, ailesine, çevresine faydalı, yardımcı olabilecek uğraşılar edinmek şeklinde kendini göstermiştir. Diğer bir yönü ise, yaşam standartlarında yaptıkları değişimler ile ilgilidir. Daha sağlıklı olabilmek adına alınan gıdalar ya da fiziksel aktiviteler konusunda biraz daha dikkatli tutumlar sergiledikleri gözlemlenmiştir. Dolayısıyla kanserden önce ve kanserden sonra olmak üzere kadınlar yaşam biçimlerinde düzenlemelere gitmişlerdir.

Araştırmaya katılan kadınların paylaştıkları diğer bir ortak nokta, çalışma hayatında hiçbir sıkıntı ile karşılaşmamış olmalarıdır. Fakat görüşmeye katılan tüm kadınlar meme kanseri tanısı konduğu zaman aktif olarak çalışma hayatında bulunmuyorlardı. Devlet sektöründe çalışan kadınlar resmi olarak sağlık raporlarını kullanıp, tekrar aktif çalışma hayatına döndüklerini belirttiler. Özel sektörde çalışan kadınlar ise karşılıklı özveri ile izin kullanarak ve aynı zamanda çalışarak süreci atlattıklarını belirttiler. Özellikle özel sektörde çalışan kadınların belirli bir eğitim seviyesine sahip, yönetici pozisyonunda olan çalışanlar olduğu düşündüğümüzde, işverenlerin kendilerine yaklaşımı olumsuz olmamış olabilir. Kendi işini yapan kadın görüşmeciler durumdan zaten olumsuz etkilenmemişlerdir. Bununla birlikte diğer görüşmecilerin tedavi sürecinde aktif çalışmıyor olmaları, çalışma hayatları ve tedavi süreçleri hakkında bize net cevabı verememiş olabilir.

ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ

Araştırmadan elde edilen diğer bulgularda, görüşmecilerin bazı konularda birbirlerinden farklı tepkiler ve duygular sergilediklerini göstermiştir. Meme kanseri tanısı öncesi yapılan kontroller ile ilgili olarak, tesadüf eseri kendi kendilerine ya da doktor kontrollerinde ortaya çıkan bir süreç görülmektedir. Ailesinde kanser hikâyesi bulunan kadınların konuya bakışı daha farklı olup, düzenli kontrollerini yaptırmaya gayret göstermişleridir. Bunun dışında sağlık çalışanlarının uyarıları ile kırk yaş sonrası olabildiğince düzenli kontrol yaptırmaya çalışan kadınların bu şekilde tanı ile karşılaştıkları görülmüştür. Bu şekilde meme kanseri tanısı alan kadınlar, erken tanıdan dolayı süreci daha kolay atlatmışlardır. Ortaya çıkan tablo aslında kadınların meme kanseri hakkında daha çok bilgilendirilmeleri gerektiğini göstermektedir.

MEME KAYBI VE PLASTİK CERRAHİ

Bu bulgu ile bağlantılı olarak, kadınların tedavi ve/veya cerrahi müdahale ile birlikte bedenlerinde yaşadıkları kayıplar, bozulmalar ya da değişimlere karşılık verdikleri tepkiler farklılık göstermektedir. Meme kanseri tanısı nedeniyle yaşanan cerrahi müdahaleden, mastektomiden hemen sonra yapılan protez ameliyatları ile estetik açıdan memenin görünümü korunmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle meme kaybı, araştırmaya katılan kadınlar açısından kendilerinin duygu dünyalarında büyük değişime neden olan bir kayıp olarak karşımıza çıkmamaktadır. Yine de mastektomi müdahalesi sonrası yaşanan sıkıntıların yarattığı sağlık ile ilgili olumsuz durumlar, kadınların duygu dünyalarında değişimlere neden olmuştur. Ama bu durum bedensel görünüşten çok fiziksel anlamda bedenin işlevini tam yerine getirememesi ile ilgilidir.

Mastektomi müdahalesi sonrası, protez ameliyatı yaptırmayan hastalar da bulunmaktadır. Tanının konmasından bir süre sonra kadınların ortak olarak paylaştıkları duygu, bedensel kaybın bir şekilde üstesinden gelinebileceği ama asıl önemli olanın sağlıklı bir şekilde yaşama devam edebilmek olduğudur.  Diğer yandan saç dökülmesi, tedavi süresince en çok korkulan ve baş edilmesi zor olan bir travma olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bundan etkilenmediğini ve kendini saçı olmadan da güzel hissettiğini söyleyen kadınlar da olsa, saçlarının döküldükleri süreçte kadınların hepsi peruk, şapka, bandana, eşarp kullanarak görünüşlerini gizlemişlerdir.

DAYANIŞMANIN ÖNEMİ

Meme kanseri konusunda yaşanmış her deneyimin, diğer kadınlara yol göstermesi açısından aktarılabilmesi, tanıyla karşı karşıya kalma olasılığı olan her kadın için bir umut demektir. Çünkü bu süreçte yalnız olmadıklarını bilmek, kadınların tanıyla birlikte yaşadıkları şok sürecinde ve sonrasında, duygu dünyalarında yaşanan tüm değişimlerde en büyük desteği ifade etmektedir. Bu deneyimi yaşayan kadın görüşmecilerden bazıları tanı konmuş kadınlara ulaşılabilmesi, gerekli desteğin verilebilmesi ve meme kanseri ile ilgili bilgi düzeyinin arttırılabilmesi açısından aktif olarak dernek ya da vakıf çalışmalarına tam ya da yarı zamanlı katılım yaptıklarını belirtmişlerdir. Bazı kadın görüşmeciler ise, yaşadıkları bu sıkıntılı süreci tekrar tekrar yaşamamak adına bu konuyla ilgilenmediklerini ama çevrelerindeki tüm kadınlar ile düzenli kontroller konusunda sürekli konuşma gerçekleştirdiklerini belirtmişlerdir.

HASTA DOKTOR İLETİŞİMİNİN ÖNEMİ

Özellikle de doktor hasta ilişkisinde bu duygunun önemi büyüktür. Kendini güvende hissetmenin yanında, aynı çatı altında yaşayan aile bireylerinden biriymişçesine, özellikle doktorlarından aldıkları pozitif duygular kadınların tedavi sürecini daha rahat geçirmelerini sağlamıştır. Buradaki önemli nokta, hiçbir kadın kendini güvende hissetmediği ya da inanmadığı doktor ile tedavi sürecine devam etmemiştir. Hastanın hastalığı ile ilk baş başa kaldığında ortaya çıkan duygu korku ise, doktor ile ilişkide belirleyici olan duygu güvendir. Görüşmecilerin tümü, geçirdikleri bu süreci anlayan ve anlamlandırabilen, empati kurabilen sağlık çalışanları ile tedaviye devam etmişler ve hala aynı doktorlara giderek düzenli kontrollerini yaptırmaktadırlar. 

TEDAVİ SÜRECİNDEKİ ZORLUKLAR

Tedavi için gerekli ilaçların temininde yaşanan sıkıntılar, devlet hastanelerinin hastayı yoran ve tedaviyi zorlaştıran yapısı, sağlık sigortası firmaları ile yaşanan olumsuzluklar, tedavi için gerekli farklı birimlerin ortaklaşa çalışması ile oluşanyapının tüm hastanelerde sağlanamıyor olması gibi hastayı yoran ve zora sokan farklı aktörler tanı sonrası süreçte ortaya çıkmaktadır.  Son olarak, sağlık çalışanı bir yakın, tanıdık olması ya da kendisinin sağlık çalışanı olması, kadınların hastanede kendilerini daha rahat hissetmelerini sağlamıştır. Böyle bir algının oluşması, tedavi sürecini de olumsuz etkileyebileceği için her tanı alan kişinin aynı koşullarda hastaneden ve tedaviden yararlanıyor olabilmesi gerekmektedir.

HASTALIĞIN EKONOMİK BOYUTU

Araştırmaya katılan kadınların sorulara verdikleri cevaplar, bu hastalığın ekonomik yönden aile üzerine büyük bir yük getirdiği ve devlet hastanelerine olan güvenin, hastanelerin yoğun olması nedeniyle inandırıcı olmadığı yönündedir. Görüşmelere katılan kadınlar tanı sonrası geçirdikleri hastane sürecinde cerrahi müdahale ya da tedavilerde, ekonomik koşullarına göre hastane tercihinde bulundukları gözlemlenmiş, her iki kurumu karışık kullanmak zorunda kaldıklarını belirtenler de olmuştur. Bununla birlikte özel hastane ile başlayıp, sonrasında devlet hastanesine geçmek durumunda kalan kadınlar olmuştur. Bu süreçte daha iyi bir şekilde tedavi görebilmek adına, ekonomik şartlarını zorlayan ya da ailelerinden parasal destek alan görüşmeciler olmuştur. Çünkü kanser tedavisi bireyden bireye farklılık gösterebiliyor ve bazen tedavi süresi tahmin edilenden daha uzun bir döneme yayılabiliyor.

HİTAM VE ÖNERİLER

Yapılan bu araştırmada, görüşme yapılan on altı kadının meme kanseri tanısı ve takip eden süreçte yaşamlarında gerçekleşen değişimler ve bu değişimlere karşılık geliştirdikleri paylaşım ve dayanışma pratikleri araştırılmaya çalışılmıştır. Konuyla bağlantılı olarak bundan sonraki araştırmalarda kanser tedavi süreçlerinde grup terapilerinin etkileri ile bu süreçte bireysel psikolojik tedaviden nasıl yararlanılabilineceği ve bu konuda hastanelerin yapabileceği ya da yapması gerekenler ile ilgili çalışmalar yapılabilir. Ek olarak, tedavi süreçlerinde çalışan hastaların iş yerlerinde ya da işverenleri ile yaşadıkları sıkıntılar konusu ayrıca araştırma konusu olarak düşünülmelidir.  Son olarak, kanser tedavisinin hastane içindeki birden fazla birimin ortak çalışması ile gerçekleştirilmesi gereken bir yapı olarak görülüp, ilgili birimlerin yakın çalışması ile hastalara verilebilecek daha etkin tedavi, kanser ve bireyin yaşam uyumunu kolaylaştıracağından bu konu hakkında da araştırma yapılması, sosyolojik bir olgu olarak kansere bakışımıza yardımcı olacaktır.

Editör Notu: Konuyla ilgili görüşlerinizi, tecrübeleriniz, önerilerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizlerle ve yazar Efil hanımla paylaşabilirsiniz. Bu yazıyı yararlı bulmanız halinde aşağıdaki sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmanızı rica eder, herkese sağlıklı, mutlu bir ömür dileriz. 

Saygılarımızla

Kimler Neler Demiş?

avatar
450
  Subscribe  
Bildir
Scroll Up